Sema Şanlıoğlu Bilgici’nin Ardından

Arkadaşım, elim varmadı ki sana bir şey yazayım. Sözcükler boğazımda düğümlenip kalıyor. Yokluğunu kabullenmek bana çok zor geliyor. Bir şey yazmak da onu kabullenmenin bir göstergesi gibi sanki. Yok sayıyorum o günü. Yok sayıyorum öldüğünü. Hiç yaşanmamış olsun. Bunu demek, telaffuz edebilmek çok acı. Bir başka gün yine bölümde yine birlikte olacağız biliyorum. Biliyorum oralardan bir yerden “Siz öyle zannedin ben sizinleyim, şaka yaptım” diyorsun. Bu sefer fazla ciddi bir şaka. Şakayı seversin ama bu sefer yüreğimize indi, parçaladın bizi……..

Daha bir çok yaşanacak şey vardı. Geleceğe ilişkin planlarımız. Daha bir hafta önce eşlerimiz askere gönderip Nursing Ethics kongresine gitmeyi düşünüyorduk. Bir hafta sonra seminerin vardı. O semineri kazadan bir gün önce bize sunamayacağını hissettiğin için mi öğrencilerine sundun? Son sunuşun, son öğrettiğin o mu oldu? Yook yalnızca o olmadı son öğrettiğin. Sen giderken bile, gidişinle de bize de çok şey öğrettin. “Ölüm yaşayan her canlı için var. Ölüm yaptığımız tüm davranışlarda aklımızda olmalı. Kırmamalı hiç kimseyi. Yarın belki o veya ben olmayabiliriz dünyada…..”. Bu acı bir öğretiş şekliydi arkadaşım….

Tek tesellim, senin gibi biri ile tanışmış olmak. Geçirdiğimiz tüm birlikteliklerimiz bir kazanç. Benim için unutulmaz anlar. Seni hep gülüşün, hayatı umursamaz, dalga geçer tavrın, “boş ver onu da hallederiz” diyerek sorumluluklardan yılmayışınla hatırlayacağım.
Sen bizimle, hep kalbimizde yaşayacaksın…

Zehra Göçmen

Dostum için…

Sevgili dostum, doktora arkadaşım Sema Şanlıoğlu Bilgici’den, beraber geçirdiğimiz iki yılın ardından çok beklenmedik bir şekilde ayrılmak zorunda kaldım. Yaşadığım üzüntü çok büyük. Benim için bu kadar değerli bir insanın yaşamdan ayrılışı kabullenilmesi, anlaşılması çok zor bir durum. Hayata bencil isyanlarımı, Sema’dan ayrı kalmaktan doğan eksikliğimi, ıstırabımı anlatarak yer işgal etmemeye çalışacağım. Ben Sema’dan söz etmek, biraz özlem gidermek ve aklımdaki en taze izlerini yazıya dökmek istiyorum.

Sema deyince aklıma gelen en belirgin ve en sevdiğim özelliği, insanların duygu durumlarını olana çok yakın anlayabilmesi ve insanların duygularını kendi önceliği olmaksızın paylaşabilmesi. Onu bu kadar iyi bir dost yapan duyarlılığı ve hassaslığı, onu aynı ölçüde kırılgan ve narin kılıyor. Sema’nın tatsızlıkları arkada bırakan anlayışı ve hoşgörüsü bunu sadece birkaç günü geçmeyen molalara dönüştürüyor, sevenlerine de ona hak ettiği özeni göstermek kalıyor. Çok olgun bir insan her şeyden önce, yaşamı sorgular, eleştirir ama isyankar, şımarık çocukluklardan uzak, nasıl elde ettiğini bilmediğim bir alçak gönüllülük ve hoşgörüyle yaşama dokunur. O, ilkelidir. İlkelerini ucuz karşılıklara değişmez. Ama Sema farklıdır, ilkeli yaşam uğruna pek çok şeyi kesin olarak bilemediğimiz şu yaşamda insanları üzmeyi, kırmayı, seçmemiş; onları kendi üzüntüsü pahasına sakınmış, uyumu ve mutluluğu koruyacak bir uzlaşı aramıştır. Sema her türlü eğlence ve kutlamada da aranan insandır. İçten, rahat gülüşü ve neşesi insanları onun çevresine toplar. Şakalaşmakta üstüne yoktur, beraberken olayları alaylı bir şekilde dile getirmekten hiç sıkılmayız. İç Anadolu insanı olmamızdan da biraz, Sema ile konuşurken tercüme gerekmez bize. Sema’nın ailesi ile olan ilişkileri hep örnek aldığım, hayranlık beslediğim bir yönü olmuştur.

Kendisi konuşmalarımızda, ben ailemle olduğum zaman her şeyi unuturum, biz sürekli güleriz, herkesle uğraşır, şakalaşırım, der. Eşine olan büyük sevgi ve bağlılığına, dayanışmasına dostları olarak onlarla paylaştığım güzel günlerde tanık oldum. Ne büyük şanstı O, öğrencileri için kendi ile bu kadar barışık, kendine katlanmak ve kendini sevmek için diğer insanlar ile boğuşma içinde olmayan bir akademisyen. Öğrencilerinden bahsederken gözlerinde beliren şefkati görmenizi isterim, işte emin bir insan, filizleri güvenle teslim edecek. Sema yaşadığımız dönemde eşine az rastlanılır olması nedeniyle belirtme ihtiyacı duyduğum, tokgözlü, cömert insanlardandır. O kadar değer var ki sayılacak, o kadar çok ki anlatılabilecek bunları belirginleştirecek yaşantı. Çok kıymetli bir kişi ve etrafında, yakınında olan herkese bir şeyler kattı. Borçlandırdı yaşamı kendine.

Nasıl bir çaresizliktir düştüğüm dostum? Ama borcum borç, ödeyemem sana kısa sürede, sıkışık zamanlarda, bekliyorum alacaklı kapıma dayanacağın zamanı ya da beni tutuklayıp götürecekler kapına. Sema, bana şimdi çok da haklı, diyecek hep dediği gibi “Dostların borcu olmaz” diye. Bana çok şey öğretti. Yaşam hakkındaki uzun sohbetlerimiz, yazışmalarımız, düşünmelerimiz, gülmelerimiz Sema’nın hediyeleri olarak nankör hafızam el verdiğince benimle. Paylaşımımız, bilmediğim bir neden ve süre ile olduğunu düşündüğüm bir duraklamada. Bekliyorum dostumu. Ben de hep söylerim “Bende dostluklar eskimez” diye.

Önder İlgili

Sema’yı yitirmemiz: Olağanüstü bir Kuğunun Ölümü. (Müziği şimdi o da dinleyebilseydi…)

Yaman Örs

Sevgili Sema’ya

Sema’nın anısına, onun için ne çok şey söylenebilir ama doğrusu söze nereden ve nasıl başlayacağımı bilmiyorum…

Şunu biliyorum ki hepimiz onu çok özledik. Her doktora dersimizde her seminerde onu yanımızda hissediyorum. O içten gülen gözleri ve samimiyetiyle bir şeyler söylüyor bizlere usumda öylece…

Sema’nın ardından dostlarıyla, arkadaşlarıyla bir araya geldiğimizde uzun uzun ondan konuşuyoruz. Şimdi tüm bunları birkaç satıra sığdırmak olanaksız ve de söylemek istediklerimi oldukça sınırlayacak. Bu nedenle onun danışman hocası olarak doktora yaptığı süredeki akademik yaşantısından, paylaşımlarımızdan söz etmek istiyorum.

Bildiğiniz gibi Sema, Gazi Üniversitesi Kastamonu Sağlık Yüksek Okulu’nda öğretim görevlisi olarak çalıştığı için doktora derslerine Kastamonu’dan gelip gidiyordu. Sema öyle sorumluluk sahibi, özenli ve dakik bir insandı ki onun hiçbir derse haber vermeksizin gelmediğini anımsamıyorum. Taa ki 21 Aralık 2006 gününe kadar…

Sema sabahki doktora dersine gelememiş, öğlen saatlerinde yaptığımız seminere de katılmayınca bizim doktora dersimizden önce telefonla onu aradık, ULAŞILAMIYORDU. bizler bir şeylerin ters gittiğini düşünmeye başlamışken onun korkunç bir trafik kazasında öldüğünü öğrendiğimizde inanamadık

Henüz öldüğünü görmeden haberi bize ulaşmıştı bile. Sonra bir hastaneden ötekine Sema’yı aradık, durduk… O gün Sema’nın anne ve babasıyla tanıştık. Hep Sema’dan dinlemiştik onları, belki onlar da bizleri. Şimdi karşılıklı olarak Sema’yı anlatıyoruz birbirimize… Onun öğrenme arzusu, kitaplara olan düşkünlüğü ve çalışkanlığını paylaşıyoruz. Bu hepimizin onunla ilgili hem fikir olduğu bilgiler. Sema’nın Aztek tıbbına olan merakını, Aristo’yu ve Kant’ı ne kadar yerinde ve doğru yorumlayışını ve hemşirelik etik eğitimine yapacağı katkıları da yazmak isterim.

Evet, Sema çok kısa olan yaşamında bilme, öğrenme, okuma arzusuyla doluydu ve isteğini mesleğe dönüştürme çabasındayken aramızdan ayrıldı. Şunu açıkça ve yürekten söyleyebilirim ki eğer yaşasaydı örnek bir akademisyen olacaktı. Bunu onun derslerindeki çalışkanlığına ve başarısına; insanlarla ilişkilerindeki özen, sıcaklık ve samimiyetine; doktora süresince gösterdiği üstün performansa bakarak görebiliriz.

Sevgili Sema seni çok özleyeceğim. Gülen gözlerinle, yaşamı ciddiye alan ancak bir o kadar da hafifleten duruşunla anımsayacağım hep seni. Yaşamın tüm güzelliklerini, umutlarını, sevgilerini ve bizleri istemeden, bu genç yaşında bırakmak zorunda kaldın. Üstelik senin hiç de belirlemediğin bir biçimde.

Sen aramızdan ayrılırken ansızın böylece, çok derin bir acı bıraktın bizlere…

Seni sevgiyle, dostlukla ve hüzünle anıyoruz.

Serap Şahinoğlu

(Bu yazı, Türkiye Biyoetik Derneği tarafından 28 Nisan 2007 tarihinde Sema Şanlıoğlu Bilgici için düzenlenen anma töreninde sunulmuştur)

Haberler